DAVID BOWIE; UZAYLININ VEDASI

Tolga AKYILDIZ kullanıcısının resmi

Öleceğini bilmek; bunu kimselere söylemeden o “son” albümü yapmak, ölüm yatağını çektiğin klipte sanatsal bir ifade alanı haline getirmek… Bu gibi işler; biz dünyalı faniler için fazla “uçta” görünebilir. Dünyalı faniler diyorum çünkü bunu yapan adamın hem ölümsüz hem de uzaylı olduğuna yürekten inananlar arasındayım. Evrenin başka bir köşesinden dünyamıza gelmişti; şimdi anavatanına geri döndü; olanlar bundan ibaret. Geldi çünkü sadece Kiss, Marilyn Manson ya da Lady Gaga’ya değil tüm dünya sanatçılarına verilmesi gereken bir ilham vardı. Görevini layıkıyla tamamladı. 

Muhtemelen onunla aynı gezegenden olan Warhol’dan, Kubrick’ten beslendi. Apollo 11, Ay’a indiğinde “Bu da bir şey mi ben uzaylıyım” demeye karar verdi ve “Space Oddity”yi söyleyerek aramıza karıştı. Aslında karışmadı; hep birkaç adım önden gitti. Çok kişi onun sayesinde kaybettiği yolları buldu. Hem müzisyen, hem dinleyen…

Plastik sanatlarla ilgilenmesini, oyunculuğunu falan bir kenara bırakacak olursak müziği için de “Sadece müzikti” demek haksızlık olur. Şarkıdan şarkıya dolaşan ve bizzat yarattığı karakterleri; göndermeleri, yenilikçiliği, tabudevirenliği ile diskografisi benim için sanatsal bir bütünlük ifade eder. Ne glam rock’un atası olarak anabilirim kendisini ne de punk’ın kuzeni… Öyle anarsam o avangart elektronik hareketlere, daha çocukluğundan beri içinde aşk olarak sakladığı caza ne olacak? 

David Bowie “ikon” tabirini ağzımıza sakız ettiğimiz şu yıllara kadar kelimenin ne anlama geldiğini hatırlatıp durdu. Erkek değildi, kadın değildi; “insan” değildi. Bir vücuttu. Bize bir misyon sebebiyle bir süre göründü.

O vücut; 26. stüdyo albümü “Blackstar” yayımlandıktan 2 gün sonra bu dünyadan ayrıldı. Albüm yayımlanmadan önce dinlediğimiz “Blackstar” ve “Lazarus”la bizi gideceğine alıştırmaya çalıştı. Biz “Yaşlandı artık, ölümden falan söz ediyor” diye düşünüyorduk o zaman ama o her şeyin farkındaydı. Son bir oyun daha… 

Albümün mesaj ve duygu yükünü sırtlayan muhteşem “Blackstar” ve “Lazarus” dışında çok daha önce yayımlanmış, ancak bu albüm için yeniden düzenlenerek kaydedilmiş “Sue (Or In A Season Of Crime)”, “’Tis A Pity She Was A Whore”la birlikte bildiğimiz şarkı sayısı 4’tü diyebiliriz albüm yayımlandığında. Geriye kalanlar; yani “Girl Loves Me”, “I Can’t Give Everything Away” ve “Dollar Days”in de çok iyi şarkılar olduklarını söylemek isterim. Bütünüyle baktığımızda çok güçlü bir müzikal yapı üzerine kurulu ama bir o kadar da içtenlikli, anlık hislerle yapılmış gibi “Blackstar”…

Ne ölüm, ne de bir “geçmişle hesaplaşma” albümü… Sadece gerçek bir “son” albüm. Baştan sona başyapıt olan bir müzik yaşamının “The End” yazısı. 

Tarih: 
15 Ocak 2016
Tasarım & Geliştirme Tasarım & Geliştirme | magicleaves